Monthly Archives: Ağustos 2011

Ankara’ya yolculuk

Standard

YOLCULUK
Sevgili yavrum,
Bu bayram bir degisiklik yapalım, Pınar Teyzenin yanına Ankara’ya gidelim dedik. Dün karar verdik, bugün yoldayız. Biz arkada başbaşa seyahat ederken baban önde yeni arabamızın naviasyonuyla oynuyor. Yollar bayram kalabalığı, bir yerde durduk orası da çok kalabalık ama yolculuğumuz iyi geçiyor. Emip uyuyorsun, arada durup altını değiştirdik. Şimdilik her şey yolunda, uyumlu bir yol arkadaşısın.

ANKARA
Türkiye’nin başkenti…
Anadolu Uygarlıkları Müzesi, Anıtkabir…

Minik fasulyem,
Aksam üstü Ankara’ya vardık. Gece uyumakta zorlandın, buranın havası istanbula göre daha serin ve kuru. Rakım 1000 metre dedi baban. Tüm bunlar uykunu bozmuş olabilir ancak sabah kuş sesleriyle uyandırdın bizi. Neşeli başlayan gunün neşeli devam etti, uykun gelene kadar 🙂
Anadolu Uygarlıkları Müzesi’ne gittik, muhteşem bir tarih müzesi olan Anıtkabir’i gezip Atamızı ziyaret ettik. Anıtkabir’i böyle hayal etmemiştim. Ataturkun eşyaları, kitapları… Sevdim her şeyi.  Kabrin alt katında  bulunan kurtuluş savaşının canlandırılması  da çok etkileyiciydi. İnkılap tarihi dersleri orada işlenmeli. Çıkışta  Atamızı bekleyen asker abilerden biri:”Bu küçük askerin adı ne?” diye sevdi seni. Asker sözcüğü öyle kolay kolay sindirebilecegim bir kelime değilmiş benim icin, o an anladım.  Babanı askere uğurladigim gün ve o gunü takip eden 6 ay kendimi ve hayati stand-by’a almıştım. Bence yüregimde kocaman bir taşla tam ve derin nefesler de almamisimdir o 6 ay.
Şu günlerde önü arkası kesilmeyen şehit haberlerini aldikca da bu kelimeyi sevemeyecegim. Ben TV izlemeye başladığımdan beri ana haber bültenlerinden eksik olmaz şehit haberleri, hep üzülürüm bir avuç toprak icin bir ananın kuzusu dünyadan göçüyor diye. Bu toprak ve topraktaki tüm canlılar birbirleri icin yaratılmış. Kimseye (hicbir canlıya imtiyaz tanınmadan) bu toprak senin denmemiş, biz sahiplenme güdüsüyle sarilmisiz her şeye.  Sen açgözlulük etme oğlum, elindekiyle yetin, sahip olduklarının degerini bil, savaşlar kıskançlık ve hırsın ürünüdür. Din, dil, ırk ayırma oğlum. Tüm insanları sev, hümanist ol. Unutma her canlı birbiri icin var. Birgün bir avuç toprak icin savaşmayı bırakacak insanoğlu. Birgün bunun anlamsızlığını anlayacak. Sen onu bugünden bil oğlum.

Sen simdi n’oldu anneme deme, bu hala bir gezi yazısı ve Ankara gezimiz – dostlarımızla buluşmamız çok güzeldi; tüm bu yazdıklarımda Anıtkabir’in alt katındaki savaş canlandırmasının  etkisi var.


DÖNÜŞ YOLU

Anadolu otobanı Akdeniz’e, Ege’ye giden otobandan biraz farklıymış. Dinlenme tesislerinden, benzincilere ve hiç olmayan manzarasına göre 🙂
Anneciğin pek keyif almadı ama sen çok keyifliydin.

Eve döndüğümüzü anladın sanki arabadan inince. Bizim evin meşhur kuş sesleri karşıladı yine bizi. O sesleri duyunca sakinledin, huzurlandın. İçeri girdik başladın gülmeye, banyoda güldün hatta en sevmediğin giyinme faslında bile sevinç çığlıkların kesilmedi. Anladım ki oğluşum evini seviyor, bir daha iki kere düşüneceğim seni evimizden uzaklaştırırken.

Reklamlar
Kenar


Bugün 29 yaşına basıyorum. Hayat çok hızlı akıyor. Bir keresinde demiştim ki 30dan önce cocuk sahibi olmalıyım. Olmuşum. Ne de guzel yapmışım.
Ancak seni doğurduğum gün anladım ki doğum günleri anneler için. Annenin yavrusuna kavuştuğu o özel günü kutlamak için…
Bugün benim günüm değil yani. Anneciğimin 29 sene evvel ilk bebeğini kucağına aldığı gün bugün 🙂
Teşekkürler anneciğim. İyi ki beni doğurdun, bana böyle güzel bir hayatı yaşama fırsatı verdin.

Çiçi 🙂 İyi ki beni doğurmuşsun!

SEN MİNİMİNNACIKKEN ÜLKEMİZDE NELER OLUYOR?

Standard

Günlerdir düşünüyorum sana ülkemizde şuan neler yaşanıyoru yazmayı ama bir türlü bilgisayar başına uzun soluklu oturacak fırsatım olmuyordu. Neden acaba? 🙂

Bu sabah baban favori köşe yazarımız Yılmaz Özdil’in bugünkü yazısını okudu bana. Nerdeyse ülkemle ilgili tüm duygularıma tercüman olan Özdil, bu sabah tam da sana yazmak istediklerimi nükteli üslübuyla anlatıvermiş satırlarında. İşte bizim ülkemiz ve İstanbul’umuz böyle bir şey son zamanlarda:

Citius, Altius, Fortius

Hayaldi gerçek oldu, 2020 olimpiyatları İstanbul’da başladı.

*
Açılışı, biri İngiltere Kraliçesi’nin elinden, biri Suudi Kralı’nın elinden olmak üzere, iki altınmadalyası bulunan Cumhurbaşkanımızın yapması bekleniyordu. Ancak, olimpiyatlar illaKayseri’de yapılsın istediği için küstü, gelmedi. Böylece, açılış kurdelesini, dünya güreş tarihinde hiç güreşmeden altın kemer kazanan tek sporcu olan başbakanımız kesti.
*
Boru hattı havaya uçurulduğu için, doğalgazla çalışan olimpiyat meşalesi söndü, idareten mangalmonte edildi. İstiklal Marşı yerine “aynı sudan içmişiz biz, aynı dağın yeliyiz biz” şarkısı çalındı.RTÜK, ahlaka aykırı olduğu gerekçesiyle, olimpiyat halkalarının gösterilmesini yasakladı. Tiviler,halkaları buzladı. Tören geçişinde sakız çiğneyen atletimiz, oruçlu olmadığı için yumruklandı; ancak, atletimizin aslında Etiyopyalı devşirme olduğu ortaya çıktı. Olimpiyatımızın sembolhayvanı kene, Polonya kafilesini ısırdı, iki judocu öldü.
*
Şort giyiyorlar diye saldırıya uğrayan voleybolcu kızlarımız, sahaya haşemayla çıktıkları için diskalifiye edildi.
*
Ülkemizi dört çarpı 100 karışık yüzmede, Derya Büyükuncu, Nihat Doğan, Acun ve Pascal Nouma temsil etti. Nihat Doğan kelebek yüzmeye çalışırken boğulma tehlikesi yaşayıp kelebek gibiçırpınınca, Nihat Doğan hayranları havuza atladı, çıkan arbede sırasında ısınma hareketleri yapan İtalyan kadın yüzücülere parmak atıldı, bir önceki yarışa katılan Alman yüzücüler kusmaya başlayınca, suya kanalizasyon karıştığı anlaşıldı, havuz mühürlendi.
*
Halterdeki madalyaları, tesislerin ihalesini omuzlayan müteahhitlerimiz topladı. Badmington salonunu silkmede 50 milyon dolar silken müteahhidimiz bronz, basketbol salonunu koparmada150 milyon dolar koparan müteahhidimiz gümüş, olimpiyat stadından toplamda 350 milyon dolar kaldıran müteahhidimiz ise, altın aldı… O kadar uğraşıp silke silke anca 3’er 5’er silkenlerdereceye giremedi.
*
Bavullarıyla sokakta kalan ve Kızılay çadırlarında barınan Hollanda kafilesinin olimpiyat köyündekiodalarına gecekonducuların yerleştiği tespit edildi. Zabıtanın müdahalesi sırasında, çatılardankiremit yerine, disk ve gülle yağdı. Olimpik malzemenin Danimarka ve Japon kafilelerindenaraklandığı anlaşıldı. 500 metre ötedeki kepçe operatörüne saplanan cirit, olimpiyat rekoru olaraktescil edildi. Olaylar yatıştıktan sonra yapılan aramada, olimpiyat köyünün telefonlarında böcek,yatak odalarında gizli kamera bulundu. Kadın masatenisçisiyle erkek boksörünün seks kasediinternete düşen İspanya, olimpiyattan çekildi.
*
Beyoğlu’na gezmeye çıkan Rus eskrimciler, sahte votkadan hayatını kaybetti, sutopçu kör oldu.İlaçlı kolayla uyutulup tecavüze uğrayan Rumen jimnastikçiler, jandarmaya sığındı.
*
Kenyalı maratoncular E5 etabında ortadan kayboldu. Maratoncuların yanında koşarak şarj aletisatmaya çalışan çocukların ifadesine başvuran polis, Tekirdağ’da operasyon düzenledi. Terkedilmiş bi kamyonun kasasında bulunan Kenyalı atletlerin, adam başı 300 dolara mülteci kaçırançete tarafından yanlışlıkla “aha bunlar” diye, yoldan toplandığı anlaşıldı.
*
Açlara yardım ayağıyla tribünlerden bağış toplayan Somalili sporcuların, Somalili olmadığı, yüzlerini gözlerini boyayan doğma büyüme Hacıhüsrevli oldukları ortaya çıktı. Salı Pazarı’na yapılan baskında, Çin kafilesinden çalınan toplar, eşofmanlar ele geçirildi. Litvanya-Küba maçı öncesinde, Kübalı pivota 200 bin dolar indiren Türk bahis şebekesine suçüstü yapıldı.
*
Hüseyin Bolt’un gözüne lazer tutuldu.
*
Spor bakanımız, 100 metre, 200 metre ve 400 metrede “sonuncu” olan atletlerimizin, dünya ve olimpiyat rekorları kırdığını açıkladı. Dünya şoke oldu. Daha sonra Dünya Olimpiyat Komitesi tarafından yapılan araştırmada, derecelerin ÖSYM tarafından tutulduğu anlaşıldı.
*
Hedef tahtaları magandalar tarafından delik deşik edildiği için, okçuluk müsabakaları yapılamadı. Bisikletçilere, Haliç Köprüsü’nde sarhoş şoför daldı. Kürekçilere Kadıköy-Eminönü vapuru çarptı.Çılgın proce kanalı’ndaki yelkencilere, tanker bindirdi. Böylece Malta, olimpiyat tarihindeki ilk altın madalyayı Malta bandıralı tankeri sayesinde kazandı. Derhal soruşturma açıldı, madalyayıMalta’ya kaptırmamıza sebep olan kazayı “kasten organize ettikleri” gerekçesiyle, Deniz Kuvvetleri ve Donanma Komutanımız tutuklandı. Soruşturmanın selameti için Hava Kuvvetleri Komutanımız içeri atıldı.
*
“Atıcılık” branşı ise, gururumuz oldu. Rizeli şampiyonumuz, hem altın, hem gümüş, hem bronz kazandı. Yalaka gazteciler tarafından “muhteşem atıyorsunuz” diye omuzlara alınanşampiyonumuz, Bu millet arkamda olduğu sürece daha çoook atarım dedi.

3. AYIN SONUNDA BERKER ve ebeveynleri :)

Standard

Düğme burun,

Üç ayda ne çok şey öğrendik birlikte.

Sen minicik parmaklarınla tutabiliyor, kare şekilli ayaklarınla güçlü tekmeler atabiliyor, sesini ve şirin çığlıklarını kullanarak anneni yanına çağırabiliyorsun. Hatta karşılıklı çığlıklarınızla iletişebiliyorsunuz babanla. Oturmaya çok heveslisin, her fırsatta oturma denemeleri yapıyorsun. Hışırtılı ve renkli bez kitabını yalayıp yutuyor (Ben oğlum bilgileri okuyarak değil yalayıp yutarak öğreniyor diyorum.) bazen ona bakarken (kitap okurken) uyuyakalıyorsun. Sabah anne-baba-oğul yatak keyfi, daha uzun gece ve gündüz uykuları, daha sabırlı ve kendi kendine vakit geçirebilen bir bebek olman da cabası 🙂

20110813-210907.jpg

Biz de geçen aydan bu yana epey yol kat ettik. Sen hayatımızın ayrılmaz parçasısın ve bununla yaşamayı öğreneceğiz. Henüz tam olarak öğrenememiş olabiliriz,  arada sırada tökezliyor da olabiliriz. Hızlı, bol eğlenceli, tatilli hayatımız bir anda eve sıkışıp kalınca şaşırdı tabii. Ama bunu öğreneceğiz dedim ya sana, kararlıyız.

(Bodrum’u tatilden saymıyorum çünkü ayağımı suya sokamadım: soğuktu, gaz olurdu…Pek de alışkın olmadığımız biçimde hala İstanbul’da, İstanbul’a takılıp kaldık. En son sen karnımdayken İtalya’ya gitmiştik, sanki yıllar geçti üstünden.)