Monthly Archives: Ekim 2011

Uff Hastalık!

Standard

Sümüklü böceğim,
Üç gündür ateş, burun tıkanıklığı ve öksürükle boğuşuyoruz. Hastalığın biran önce seni terk etmesi ve boğazını tahriş etmemesi için burnunu açık tutmamamız gerekiyor. Burnun açılsın diye Gifrer Physiologica damlatıp Otri Bebe Nasal Aspiratörle sıvıları burnundan çekiyoruz. Bu işlem seni çok üzüyor. Hatta babanı elinde Otri Bebe borusuyla görünce ağlamaya başlıyorsun. Üç gecedir kendi yatağında yatmıyor, bizim yanımızda uyumak istiyorsun. Bizim yanımız demek biraz yanlış oldu, benim üstümde uyumak istiyorsun. Şu an sana bunları yazarken kucağımda uyuyorsun. Saat 01.00. Kim bilir ne kadar uyuyacaksın? Hastalığın en büyük vurgunu uykuların oldu. Nefes alamadığında ya da boğazın acıdığında çok rahatsız oluyor, ağlayarak uyanıyorsun. Kucağım dışında bir yerde uyumayı reddediyor, eğer kucağımdan bırakırsam anında yüzünü buruşturp gözlerini açıyorsun. Hastalığın ilk günü tüm doktorların (bir ara hepsini ayrı ayrı yazacağım) aynı ilacı verdi: Peditus. Peditus üst solunum yolları enfeksiyonuyla ortaya çıkan ateş ve solunum güçlüğünü iyi eden bir şurupmuş. Çiğdem, şimdi bile ilaçlardan korurken beni; ben sana nasıl ilaç verbilirim, diye düşünüp durdum. O geceyi çok zor atlattık. Yarım saatte bir uyandın, ateşin yükseldi-düştü. Ertesi sabah ilk kez seni sağlık ocağına götürdüm. Oradaki doktor da aynı ilacı verince (4 farklı doktor da aynı ilacı önerdi.) daha fazla sağlığını riske atmadan ilacı içirdim sana. Tabii içimde hep aynı endişe var: ilacı vererek sağlığını koruyor muyum yoksa tam aksi mi?
Bugün ilacı kullandığımız 2. gün. Daha iyisin. Burnun tıkanıyor ama ateşin çıkmıyor.
2 gün aradan sonra jumperında zıpladın, benimle top oynadın.
Ispanak suyu ve tarhana çorbası içtin. Çok korkuttun beni küçük adam!
Varlığın bana en büyük hediye!

6. Ay

Standard

Boncuğum,

Aylar geçtikçe sana daha da alıştığımdan mı, senin dünyaya daha da uyum sağlamandan mı, günler daha keyifli geçiyor. Daha az ağlıyor, ismin söylendiğinde bakıyor, yeni lezzetler tadıyor, etrafına neşe saçıyorsun.

Her geçen gün, bütün dünyanın senin etrafında döndüğüne bir önceki günden daha fazla emin oluyorsun. Biran bile yalnız kalmak istemiyor, kucağımızdan inmekten çok rahatsız oluyorsun. Yapılan tüm konuşmaların sana olduğunu zannediyorsun 🙂 Hala yüz üstü durmak senin için anlamlanmamış durumda. Yüz üstü bırakıldığında çığlık çığlığa bağırıyor, adeta “Alın beni burdaaan!” diye haykırıyorsun. Dershanede çok uyumlusun, Anneannen ve teyzelerim seni bir gün dahi olsa görmeden edemiyorlar. Sen de onlara çok alıştın. Onları görünce kanat çırpıyorsun 🙂 Dershanemizin bahçesindeki kedilerimizi çok seviyor, doğayla iç içe olunca huzurla doluyorsun.

Bu ay sana neler mi tattırdım?

Buharda haşlanmış kabak, taze fasulye, havuç ve patates püresi

Yoğurt

Domates çorbası

İrmik & un & mısır unu karışımı

Mürdüm eriği, elma, haşlanmış ayva & şeftali

Milupa ve Hipp marka kavanozda organik meyve püreleri

Milupa Aptamil Sütlü Pirinçli Mama

Bu ay yedirdiklerimden çıkarımlarım:

Patates, babymix yoğurt ve kavanoz meyve püreleri seni kabız yapıyor. 3 gün sancıdan sonra bu üç türe birkaç ay ara vereceğim.

Bir yoğurt yapma makinesi aldım, deneme yanılma aşamasındayım.

Kahkaha Dolu Bir Akşam

Standard

Sen doğmadan aldığımız bir oyuncağın var, Masalcı Arı.

Arada bir tutukluk yapıyor. Bu aksam eve geldik, babanla Masalcı Arıyı dinliyordunuz. Masalcı Arı yine tutukluk yapınca baban başladı sana masallar uydurmaya: Ağustos Bocegiyle Berker, Kurşun Berker, At Tilki ve Berker, Çirkin Berker Yavrusu, Çizmeli Berker, Güzel ve Berker… Derken beni kahkahalara boğan son masal: Pamuk Berker 🙂

Bu arada gülmekten aklının bardağı boşalmış annen, masaya 3 tabak götürdüğünü fark etti 🙂 sana da bir servis acmisim 😉

O günler de gelecek elbet birgün.