Monthly Archives: Aralık 2011

Yürüteç & Küçük Kaşif

Standard

Çocuklu çocuksuz, yürüteci olan olmayan herkesin şu yürüteçler hakkında bir fikri var: Bebeğin bacak-kas gelişimini yanlış yönde etkiler diyeni mi arasın; doktorlar hiç önermiyor diyeni mi; parmak uçlarında yürür, yürümeyi öğrenemez diyenini mi; kısıtlı mekanda kaldığı için psikolojik geişimini olumsuz yönde etkiler diyenini mi?!

Bunca ithamın altında kalan zavallı yürüteç anneannele girdi evimize. İyi ki de girdi 🙂 Parmak ucunla değil tam taban basıyorsun; yürüteç seni değil sen yürüteci sürüklüyorsun; özgürlüğün tadına öyle güzel vardın ki minik kaşifim, tuvalet & banyo dışında tüm evde her noktaya bir imza atıyorsun.

Keşfetmenin büyüsüne kapıldın yürütecinle: elinin yettiği her yerden bir şeyler indiriyorsun aşağı; masaların üstüne parmak uçlarınla dokunuyor, kapılarda asılı süsleri çekiştiriyorsun. İnanç Teyzen söylemişti, yürüteç çocukların etrafı fark etmesini sağlıyor. Çok haklıymış. Daha da mı akıllı bakıyorsun ne?!   🙂

Reklamlar

Mama Savaşları

Standard

Yemek savaşımız doğduğun gün başladı. Memelerden ilk 4 gün bir damla süt gelmemesine rağmen emdin, emdin, emdin taa ki sütü getirene kadar. Yaşamının 5. gününde anladım ki sen savaşçı bir adamsın, cesur ve yılmayan bir savaşçı. Ekmeğini taştan çıkarır cinsten.  Ürat kristali dedi doktor; su içirin, meyve suyu içirin. İşte o zaman gerçek savaşımızın başladığı günmüş de ben fark edememişim. Meyve suyu içmek istemedin; meyvenin kendisini ye o zaman? Onu da sevmedin. Dediler ki bu çocuk meyve sevmeyecek, büyüdüğünde de yemez. Bakalım onu zaman gösterecek. Balkabağı, havuç, kabak, kereviz, kıyma aynı düdüklüde azıcık pişirilir ama afiyetle mi yenir? Bin türlü şaklabanlık, tanesi 1-2 dakika eğlendireninden yüzlerce oyuncak, etrafa saçılmış mama-peçete-kaşık üçlüsü, sen & ben… Milupa Aptamil Sütlü Pirinçli aramızda barış elçisi olarak görev yapıyor şu günlerde  🙂

Anlayacağın yaşamının ilk haftasında karnını doyurmak için çabalayan savaşçı, günler geçtikçe mama düşmanına dönüştü. Suçlusu ben miyim yoksa bunda bir suçlu aramaya gerek yok mu şimdilik bilemiyorum. Dert değil, ama uğraştırıcı. Anneannen içinse bir zevk hatta hobi. Sana yemek yedirirken sanki başka dünyalara gidiyor; sen de galiba başka dünyalara gidiyorsun: yoksa bana niye savaş tadında anlar yaşatasın 🙂

Bu konuya devam edeceğim meleğim 🙂

8 Aylık Berker :)

Standard

Sevgili bebeğim,

Her geçen gün daha da güzel: hızlı, bazen sakin bazen telaşlı, %100 keyifli, bol kahkahalı (Arada göz yaşları da var tabii.)

Dişin çıktı 🙂 En sevdiğim şey oldu bir anda senin ağzındaki o minik, beyaz pirinç tanesi. Yanında da kardeşi var, yakında o da ağzının içindeki yerini alacak 🙂 Dişini kullanmayı biliyor musun? Bence şimdilik bilmiyorsun. Çiğdem ve Yasemin, sana köfte yedirmeye çalışıyor her fırsatta. Dişin var ya artık 🙂

Berker'in ilk dişi

Diş hediyesi olarak sana Çiçi: yürüteç, Yasoş: mont, Ayben: oyuncak telefon, annen de ilk ayakkabını aldı.

Tavuk suyuna çorba da içtin dün ilk defa. Saymakla bitmeyecek kadar çok yenilik var şu 8 aylık zaman diliminde. Ne çok şey öğreniyorsun, ne hızlı gelişiyorsun 🙂

Geçen ay yerde sürünerek (komando gibi yere sıfır ya da balık gibi yüzerek) salonu baştan sona gezdin. Videoya çektim. Bir ara bulur, izlersin.

Sürünmeyi sevdin, emeklemeye şimdilik niyetin yok gibi.

Sıralıyorsun, ellerinden tutunca adım atıyor; gel gel diyince sana, bize doğru hamle yapıyorsun. Ayakta durmayı sevdiğini park yatağına seni dik koyduğumuz gün anladık. Park yatağının ışığına ağzını dayayıp bağırıyorsun, şarkı söyler gibi musiki bir hava var çığlıklarında 🙂

Çığlık derken taslaklarımdan şunu buldum:

01 Kasım 2011

Dıgıl dıgıl dıgıl…
Yorulmadan konuşuyorsun 🙂

aa ti ti

de de de di di de di de di

ga ga ga

Bir de yavru köpek ağlaması sesin 🙂

Bu arada 7 aylık, 8 kiloluk, 70cm’lik bir bebeksin.

Şimdilerde de suya konuşuyorsun: bu bUU burrr BIRR burrr purr uu huuu UUu! Ağzına bardağı yaklaştırdık mı başlıyorsun anlatmaya 🙂 Çok eğlencelisin 🙂

Bir de geçen hafta yerde kendi kendine oynarken bir anda sesin inceldi, mıyık mıyık… Beklan da sana eğilip “Oğlum?” dedi. Beklan’a doğru kafayı kaldırıp “Babba.” diyince sen göz yaşlarına boğulduk. Sıradan bir babbling deyip geçme sakın 🙂 Ben de biliyorum ama bu muhteşem tesadüfün tadını neden çıkarmayalım?! 🙂

Sana yemek yedirmek epey zahmetli bir iş. Hatta özel bir beceri gerektiriyor. Sabırlı, istekli, eğlenceli ve her an ilgi çekici olmak gerek. Sanırım anneannen tüm bu meziyetlere sahip. O ne verse, ne zaman verse keyifle yiyip bitiriyor bir de üstüne oyunlar oynuyorsun. Bizim her yemek teşebbüsümüz ise mama savaşlarına dönüyor 🙂 Bir ara mama savaşlarını da yazacağım.

Aralığın  ilk günü yılbaşı ağacı kurduk babanla ama bu sene geçen yıllardakinden farklı: metal, yukarıya doğru incelerek çıkan kıvrım kıvrım bir ağaç. Temizliği zor olmayacak, toz tutmayacak ve az yer kaplayacak; sen de sürünerek gidip bir yerlerini incitmeyeceksin… Ha ha ha nerdeee! İlk günden köşe kapmaca oynadık, 1 hafta içinde yerden yükseğe koyduk; nasıl olduysa sen bir süse uzandın veeee güm pat hırş pufff!

Alış veriş merkezi gezmeyi, sokağa çıkmayı, dershaneye gitmeyi, marketleri, market arabalarını çok seviyorsun. Bebek arabanın ana kucağı kısmını epeydir arabada oto koltuğu o larak bıraktık, yanımıza almıyoruz; sen de zaten onda oturmayı sevmiyorsun. Dışa dönük gezmek istiyorsun. Arabada ana kucağı modeli oto koltuğunda oturmak da istemiyorsun artık. Kucakta ve öne bakar olmak istiyorsun. Baban sana yeni bir oto koltuğu almak için araştırma yapıyor epeydir. Herhalde çok kısa zamanda yeni bir oto koltuğun olacak.

Yarın doktora gidip tartılalım, boyumuzu ölçelim bakalım ne kadar büyümüşüz.